• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Haritası
Takvim
Üyelik Girişi

EĞİTİM VE ÇOCUK

Çocuğunuzun Beynini Geliştirecek 10 Yöntem

   Oktay Aydın, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü’nde öğretim üyesi. “Beyin ve öğrenme ilişkileri”, “Zeka ve zekanın geliştirilmesi”, “Üstün zekalı çocukların eğitimi” konuları ihtisas alanı olan Yard. Doç. Dr. Oktay Aydın’ın anlattıkları çocukların eğitimi konusunda anne babalara bir rehber niteliğinde…

İnsan beyninin 10 yaşına kadar sünger kıvamında olduğunu ve bu dönemde temel yetenek ve becerilerle ilgili her şeyi emdiğini söyleyen Yard. Doç. Dr. Oktay Aydın bu dönemin çocukların içindeki potansiyeli açığa çıkarma ve yükseltmek için çok önemli olduğunu vurguluyor. Yani çocuğun beynini bir santral gibi düşündüğümüzde bu santrali 50 hatla kullanmak yerine bin hatlık bir merkeze dönüştürmek mümkün. Ancak bunu yaparken beynin nasıl işlediğini çok iyi bilmek gerektiğini belirten Aydın “Okul öncesi süreçte aklına gelen her davranışı yapmaya çalışan çocuk, ilköğretim döneminde daha mantıklı ve kontrollü davranışlar geliştirir. Bunu sadece büyüme ile açıklamak mümkün değil. Aslında buradaki değişikliğin sağ ve sol beyindeki tepkilerden kaynaklandığını bilmek ebeveynlerin yapacağı pek çok yanlışı da önleyebilir. Çünkü beyni bilmeden çocuğun davranışlarını yorumlamak pek çok hataya neden oluyor. Çocuğun birçok davranışı ile ilgili ‘vurdumduymaz, saygısız, saldırgan, tembel vb.’ nitelemeler yapılabilir. Oysa bu tepkiler çocuğa özgü değil, bulunduğu yaşa uygun davranışlar” diyor. İşte Aydın’ın tavsiyeleri…

1- Ardışık rakamlarla işlem yaptırın

Okul öncesinden başlayıp ilkokulu bitirinceye kadar çocuklara oyunlaştırılmış ortamlarda dikkat ve bellek çalışmaları yaptırılmalı. Dikkat ve bellek çalışmaları sanılanın aksine sadece bu konuda sorun yaşayan çocuklar için değil, bu yaştaki tüm çocuklar için gerekli. Ardışık olarak verilen sayı ve sözcük kümelerini tekrar etmek. (Örneğin, 3-0-9-8, araba-toprak-masa-deniz gibi. Giderek sayı ve sözcük sayısı artırılarak uygulama devam ettirilebilir.) İki resim arasındaki farkları bulmak. Anlamsız cümleleri söyleyip tekrarlamasını istemek gibi uygulamalar yapılabilir. (Örneğin, “Gökyüzünde yürüyen evin yaprakları mutluydu.”)

2- Parmaklarıyla değil akıldan hesap yaptırın

Akıldan hesaplama egzersizleri de beyin açısından oldukça etkili. Çocuğun yaşına uygun yönergeler verin ve hesaplamayı parmaklarıyla değil, akıldan yapmasını isteyin. Uygulamayı, zorluk düzeyini artırarak ve zenginleştirerek tekrarlayın. “İki elman var, iki elma da ben verirsem, kaç elman olur?” “Üç elman var, ikisini ben alıp yesem, kaç elman kalır?” “Dört elman var, birini ben yedim, birini de arkadaşın yedi, toplam kaç elman kalır?” “Beş elman var, iki elma daha verdim, bir elmanı da arkadaşına verdin, kaç elman olur?” “28+12+7=?” “33-6+5=?”

3- Ses ve görüntüsünü kaydedip izletin

Çocuğun günlük bir faaliyetini, oyununu, hareketini görüntülü olarak kaydedip daha sonra izlettirin. Bu çocuğun kendini dışarıdan görmesi ve izlemesini sağlar. İzleme sürecinde, olumsuz herhangi bir yorumun yapılmaması son derece önemlidir. Sadece, çocuğun kendisi ile ilgili söylediği şeyler olursa dinleyin ve söylediklerinin özünü ona tekrar edin. Ya da belirli bir konuyu öğrenme aşamasındayken, konuyu sesli olarak okuyarak veya anlatarak ses kayıt cihazına kaydedin ve dinlemesini sağlayın. Böylece, okurken/anlatırken ve kendi sesinden dinlerken tekrar tekrar öğrenme gerçekleşir. Ayrıca, uygulama çocuklara ilgi çekici geldiğinden ders çalışma motivasyonlarını da artırıyor. Kendi sesimizi dinlemenin yaratacağı sempati de öğrenme sürecimizi kolaylaştırıcı bir başka etkendir. Uygulamanın bir başka şekli de, tanıdığı, sevdiği kişinin konuyu okurken ya da anlatırken kaydedilmesi ve onun izlenmesi yolu ile olabilir.

4- Sözcükleri tersine çevirerek okutun

Tersine çevirme işlemi zorlayıcı olduğu için beyni geliştirir. Sözcükleri, verilen sayıları, işlemleri, olayları, hareketleri vb. tersine çevirin. Mesala “araba” sözcüğünü ya da “8-2-5 sayılarını” tersten okumasını isteyin. Çocuğunuzla “20’den geriye doğru 2’şer say” “56’dan geriye 7’şer say” “Labirenti sondan başa doğru çizerek tamamla” gibi alıştırmalar yapabilirsiniz.

5- Anlattıklarının resmini çizdirin

Beyin girdi-işlem-çıktı süreci ile çalışıyor. Dışarıdan gelen bilgiler üzerinde bir dizi işlem yapan beyin, onları konuşma, yazma, okuma, hareket etme vb. çıktılara dönüştürüyor. Baktığı resmi anlatma, anlatılan öykünün resmini yapma, resimde gördüklerini canlandırma, dinlediği şarkının resmini yapma gibi pratikler beynin kapasitesini artırıyor.

6- İsteklerinizi tekrarlatın

Çocuklar, çoğu zaman kendisinden yapılması istenen şeyi ya hatırlayamaz ya da nasıl yapacaklarını şaşırırlar. Bu nedenle dinleme, işitsel dikkat, sıralama gibi becerilerinin gelişimini sağlamak için onlara bir ile dört aşamalı isteklerde bulunun ve bu isteklerinizi tekrar etmesini isteyin. Örneğin: “İstersen önce kitabını çıkarıp resim yapabilir, sonra oyuncaklarınla oynayabilirsin” gibi bir yönerge verdikten sonra “Hadi tekrar et bakalım senden ne yapmanı istedim” deyin.

7- 5N1K kuralını uygulayın

Kitap okuma çocukların gelişimleri açısından çok önemli. Ancak, kitabı sadece okumak yeterli değil. Okuma, beyne girdi sağlıyor ama çıktı sağlamıyor. Oysa beyin çıktılarla daha fazla geliştiği için okunan metnin anlatılması çok daha etkili. Okumalarda kısa metinden başlayıp aşamalı olarak uzun metinlere doğru gidilmelidir. Çocuğunuzdan öncelikli olarak serbest anlatma (çocuğun kendi istediği gibi anlatması) değil, yapılandırılmış anlatma (5N1K) yapmasını isteyin. Böylece, çocuğun zihninde belirli bir okuma sistematiği kodlanmış oluyor. Bu okuma ve anlatma sistematiği yerleştiğinde, çocuğunuz görsel (metni okuyabiliyorsa) ve işitsel dikkati (metin kendisine okunmuşsa), okuduğunu anlama becerileri gelişiyor ve kısa süreli hafızası daha da güçleniyor.

8- Öğrendiklerini bir arkadaşına anlatsın

Öğrenmenin en iyi yolu öğretmedir. Beynimiz, dışarıdan gelen birçok bilgiye lokal bölgelerle tepki verirken öğretme eyleminde neredeyse topluca tepki veriyor. Bu nedenle, çocuğunuzla bir arkadaşını “öğrenme/öğretme partneri” olarak tanımlayın. Derslerden sonra çocuğunuz, partneri olan arkadaşıyla öğrendiklerini paylaşsın ve ona aklında kalanları anlatsın. Öğrendiklerini arkadaşına anlatırken beyni daha yoğun şekilde harekete geçecek ve öğrenme kapasitesi belirgin şekilde artacaktır.

9- Baktığı resmi canlandırsın

Beynimize gelen uyarıcıların büyük çoğunluğu görsel alana (occipital lob) ulaştığı için öğrenmede görsel unsurlar son derece önemli. Etkili öğrenme için etkili görsel canlandırmalar yapılması gerekiyor. Çocuğunuza gözleri kapalıyken bir öykü, konu okuyun ya da anlatın. Bu anlatım süresince gözlerini hiçbir şekilde açmamasını isteyin. Konu bittiğinde, öykü ya da konu ile ilgili sorular sorun. Gözlerini açmadan bunlara yanıt vermesini isteyin. Bir başka uygulamada da çocuğunuza belirli bir resim, şekil, tablo, grafik, formül, obje göstererek belli bir süre bakmasını isteyin. Baktığı şeyin zihinsel olarak “fotoğrafını çekmesini” söyleyin. Daha sonra gözlerini kapatarak az önce baktığı şeyi zihninde görüntülü olarak canlandırmasını isteyin.

10- Hoş kokan odada ders çalışsın

Koku, beyinde duyguların merkezi olarak tanımlanan limbik sistemi doğrudan etkilediği için kendi başına olumlu ya da olumsuz bir duyguyu harekete geçirebilir ve buna bağlı olarak tepkilerimizi de etkileyebilir. Güzel ve hoş kokular olumlu duyguları, rahatsız edici kokular ise olumsuz duyguları tetikler. Koku çocukların ders yaptığı ortamlarda olumlu bir uyarıcı olarak kullanılabilir. Çocuğun kokulara karşı sağlığını etkileyecek bir hassasiyeti yoksa, ders çalıştığı odaya çalışmadan önce hoşuna giden bir koku sıkılarak olumlu duyguları harekete geçirilebilir.

Okul öncesi çocukların sağ beyni çalışır

Okul öncesi ve ilkokul dönemi çocuklarının temel farklılıklarından biri de düşünme şekli. Okul öncesi çocuklarda sağ beyin baskın olduğu için, kurallara bağlı kalmaksızın düşünürler. Akıllarına geleni söylerler. İlkokula gelindiğinde ise düşünce yapısında da gelişmeler olur ve çocuk daha mantıklı, kurallı düşünme becerisi geliştirir. Bu çocuklar genelde daha akıllıca konuşan, dili daha iyi kullanabilen, gerçeği algılamada daha başarılı olan bir performans sergiler. Bu beceri de daha çok sol beynin bir fonksiyonudur. Eğitimsel açıdan her iki beyni koordineli şekilde kullanmak en iyi olanıdır. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin, çocuklara, her fırsatta sağ ve sol beyin yarıkürelerini birlikte çalıştıracak etkinlikleri yaptırmaları gerekiyor. Örneğin, piyano, bateri çalmak, sağ el ile sol kulağı gösterme, sol el ile sağ ayağa dokunma gibi oyunlar, belirli bir hareketi taklit etme, yapılan bir hareketi anlatma vb. çalışmalar bu anlamda yararlı olacaktır.

Hangi yaşta hangi beceriler gelişiyor

- 0-1 yaş anadil

- 0-2 yaş görme, işitme, tat alma vb. duyular

- 1-4 yaş matematik ve mantıksal yetenekler

- 5 yaşına kadar genel zeka

- 3-10 yaş müzik yeteneği

- 0-10 yaş yabancı dil

Alın bölgesi gelişmediği için ergenler agresif oluyor

Beyin arkadan öne doğru geliştiği için en son alın korteksi (prefrontal korteks) gelişiyor ve alın korteksinin olgunlaşması 20’li yaşlara kadar devam ediyor. Ergenlik döneminde duyguları ve hareketleri baskılayan ve kontrol eden alın bölgesi tam gelişmediğinden, ergenler ilişkilerinde çatışmacı ve eleştirici bir dil kullanıyor. Kaygı düzeyleri de yüksek olduğu için agresif davranışlar sergiliyorlar. Yaş ilerledikçe bu davranışlar yerini sakin ve kontrollü hareketlere bırakıyor. Halk arasında davranışlardaki olgunlaşma olarak ifade edilen bu süreç aslında beyindeki olgunlaşmanın bir sonucu. Çocukların da doğumdan itibaren sürekli hareketli olması, içinden geçeni hemen yapmak istemesi, duygularının götürdüğü yere gitmesi ve şimdiki zamanı yaşaması gibi birçok davranışı, beynin arkadan öne doğru gelişmesinden dolayı yaşanan bir durum.

Kaynak: Türkan HİÇYILMAZ – Vatan



Bu Alışkanlıklarınızdan Vazgeçmezseniz Özgüven Kazanamazsınız!

Kendini engelleme ve/veya kendinden şüphe duyma gibi alışkanlıklar ile savaşıyor musunuz? Kendinize daha fazla güven duymak için çaba gösteriyor musunuz? Hayatını yaşamak veya hayallerinin peşinden gitmek yerine başkalarını memnun etmeye mi odaklanıyorsunuz?

Kendinize güven duymanın en iyi yolu, hayatla barışık ve kendine daha çok güvenen bir şekilde düşünmenize ve hareket etmenize engel olan zihinsel ve duygusal alışkanlıkların farkına varmak. Farkındalık sağlayarak ve eski alışkanlıkları değiştirmeye odaklanarak beyninizde yeni pozitif duygusal yollar açabilirsiniz. Her birimizin beyni, nöroplastisite kapasitesine sahiptir. Bu da yeni düşünce ve davranış yollarının beyindeki nöronlar ve bu nöronlar arasındaki yolları değiştirebileceği anlamına geliyor.

Biz de artık eskide kalan kendini eleştirme ve kendini engelleme davranışlarına son verme yöntemlerini derledik. Olumsuz davranışlarınızla yüzleşerek daha esnek bir bilinç seviyesine sahip olabilir ve daha sağlıklı sınırlar belirleyebilirsiniz. Bu sayede beyniniz mutluluk ve başarıya daha çok kenetlenir. İşte kendine daha çok güvenen, mutlu ve başarılı bireyler olmanız için üstesinden gelmeniz gereken altı engel:

1. Suçluluk duymak

Suçluluk, birçoğumuzun çocuklukta öğrendiği bir duygudur. “Yemeğini ye, yoksa arkandan ağlar” veya “Ben senin için saçımı süpürge ediyorum, sen de bu durumda şikayet mi diyorsun?” cümlelerini hepimiz duymuşuzdur. Yetişkin olduğumuzda ise bu mesajları içselleştirip, hiçbir zaman yeterli olmadığımızı veya olamayacağımızı düşünürüz. Suçluluk hissi, başkalarını bilerek incitmekten veya en derindeki değerlerinizi hiçe saymaktan kaçınmak konusunda yardımcı olabilir. Ancak çok fazla suçluluk duymak, hayatın tüm neşesini alıp götürür. Suçluluğun birçok türü vardır, araştırmalar ise bu türler arasında tek bir suçluluk duygusunun iyi olduğunu söylüyor; o da yaptığınız zarar verici bir eylemin ardından duyulan suçluluk. Değer verdiğiniz birine yalan söyledikten veya bencil ve kırıcı davrandıktan sonra hissedilen suçluluk duygusu, aynı davranışı tekrarlamanıza engel olur ve pişmanlık duymanızı sağlar. Geri kalan birçok suçluluk hissi, böyle bir etkiye sahip değildir. İşe yaramayan bu suçluluk duygusuyla mücadele etmek için düşüncelerinizin değil sadece eylemlerinizin başkalarını incitebileceğinin farkına varın. Geçmişteki hatalarınızdan ders çıkarın ve hayatın size verdiği hediyelerin, güzelliklerin kıymetini bilin.


Suçluluk, birçoğumuzun çocuklukta öğrendiği bir duygudur.

2. Başarısız olduğunu düşünmek

Birçoğumuz, algımızın ve başarılarımızın rengini değiştiren bir başarısızlık hissi taşırız. Eğer hayata başarısızlık gözlüğüyle bakarsanız, pozitif kazanımlarınızı her zaman küçük görme veya önemsememe eğilimine sahip olursunuz. Aynı şekilde başarısızlık hissiyle dolu bir düşünce şekli, karşılaştığınız zorlukları ve ne kadar çok çabaladığınızı da önemsizleştirme eğilimine neden olur. Bu başarısızlık düşüncesi büyüme çağında aileden gelen eleştiriler, örnek gösterilen arkadaşlar veya kardeşler kadar zeki olduğunu düşünmeme hissi ve teşhis edilmemiş dikkat bozukluğu nedeniyle oluşabilir. Başarısızlık hissi hayatın önemli bir alanındaki hayal kırıklığından da kaynaklanabilir; boşanma, yalnız olma, borca girme, okulda başarısızlık veya istediği işi bulamama… Bu başarısızlık düşüncesi bir kez oluştuğunda, bunu hayatınızın her alanına götürebilir, başarılı olmak için yetersiz olduğunuzu düşünebilirsiniz. Bu düşünce, size verilen bir göreve yeterince özen göstermeme, zamanında teslim etmeme veya fazla mükemmelci olma, büyük resme bakmak yerine gereksiz detaylara odaklanma şeklinde kendini gösterebilir. Güvensizbir şekilde davranıp, yöneticilerinizde veya müşterilerinizde de size karşı güvensizlik oluşmasına neden olabilirsiniz. Bu başarısızlık hissinin üstesinden gelmek için atmanız gereken ilk adım bu düşüncenin varlığının farkına varmak ve ona inanmak zorunda olmadığınızı görmek. Her yeni fırsat, yeni bir başlangıç ve geçmişteki hatalardan ders çıkarmak için yeni bir şanstır.

3. Mükemmelci olmak

Kendi kendinizin en büyük eleştirmeni misiniz? Yaptığınız hiçbir şey o yüksek standartlarınızı karşılamak için yeterli değil mi? Mükemmelcilik, beklentilerinizin hiçbirini değiştirmediğini katı düşünce şekillerinde karşınıza çıkar ve özensiz çalışma, bıkkınlık hissi, vazgeçme ve bir daha denememe şeklinde kendini gösterir. Review of General Psychology’de yayımlanan bir makalede mükemmelci olan kişilerin depresyon veya anksiyeteye yatkın oldukları ve intihara meyilli oldukları belirtilmişti. Mükemmelcilik hem düşünceleriniz hem de bedeniniz için tehlikeli olabilir. Mükemmelcilerin kendi kendilerine duydukları saygı da koşullara göre değişkenlik gösterebilir. Kendilerini sadece bir şeyi mükemmel yaptıklarında severler. Ancak bir başkasının mükemmel olabileceğini düşünmedikleri için başkalarını sevme ihtimalleri oldukça düşüktür. Mükemmelcilikten kurtulmak için “olmalı” ile biten cümlelerden ve hayatta sadece siyah ve beyazın olduğunu düşünmekten vazgeçmek gerekir. Kendinize bir şeyleri denemek için şans verin. Hataları birer felaket olarak görmeyi bırakın. Kendinize zaman verin. Yaptığınız bir işi defalarca kontrol etmeyin. Resmin bütününe odaklanın.


Başkalarını memnun etmek için verdiğiniz çabanın size nelere mal olduğunu düşünün.

4. Pişmanlıklarla yaşamak

Pişmanlık olumsuz bir bilinç ve duygu durumudur ve elde edilen kötü sonuçtan ötürü kendini suçlamaya, her şeyi kaybetmiş gibi hissetmeye, yaptığınız seçimleri geri almayı istemeye neden olur. Eğer durumu değiştirmek için bir fırsat varsa, pişmanlık her ne kadar acı verici bir duygu da olsa bazen işe yarar sonuçlar ortaya çıkarabiliyor. Pişmanlık nedeniyle duyulan o acı hissi, yeniden odaklanmaya ve doğru yolu seçmeye yardımcı olabiliyor. Eğer bir bağımlılığınız varsa, bundan kurtulmak için pişmanlık motive edici bir duygu olabilir. Ancak değişiklik yapma şansınız olmayan durumlar için pişmanlık duymak, sizi zihinsel ve fiziksel olarak hırpalar. Bu tür bir pişmanlık, adrenalin ve kortizol gibi stres kimyasallarının açığa çıkmasını ve aynı pişmanlık hissinin defalarca yaşanmasına neden olur. Tüm vücudunuzun ve zihninizin kontrolünü ele geçirebilir. Pişmanlıkla mücadele etmek için dikkatinizi şimdiki zamana odaklanmanızı sağlayacak stratejiler geliştirin.

5. Kendini olumsuz olarak başkalarıyla kıyaslamak

Kendimizi başkalarıyla kıyaslayıp bazı yargılara varır, sonra da bu yargılar üzerinden ne kadar başarılı olduğumuzu ölçmeye çalışırız. Bu kıyaslama iki türlüdür; kendinden üstün olanlarla ve kendinden düşük olanlarla kıyaslama. Kendinizden düşük olanlarla kıyaslama yaptığınızda kendinizi iyi hisseder, kendinizden yüksek olanlarla kıyaslama yaptığınızda ise kendinizi kötü hissedebilirsiniz. Oysa asıl problem, başkalarının hayatının görünen yüzünün altında neler olup bittiğini bilmemenizdir. Dolayısıyla bir kıyaslama yaptığınızda kendi hayatınızın en özel yanlarının, başkalarının hayatının en yüzeysel yanlarıyla kıyaslarsınız. Silikon Vadisi’ndeki birçok milyoner, kapı komşusu gibi milyarder olamadığı için kendini mutsuz hisseder. Başkaları kadar iyi olmadığınız bir alan her zaman bulabilirsiniz. Fiziksel görünüş, sportif yetenekler veyakariyer özellikleri… Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak, üzerinizde büyük bir baskı oluşturur çünkü herkesin şartları birbirinden farklıdır. Yapabileceğiniz en iyi kıyaslama bugün ile geçtiğimiz ay veya yıl yaptıklarınızı kıyaslamaktır. Bu tür bir kıyaslama, bireysel şartlarınızı ve yeteneklerinizi iyiye götürür.

6. Başkalarını memnun etme

Başkalarını memnun etmenin altında yatan asıl neden, herkesin sizi sevmesini ve sizinle ilgili olumlufikirlere sahip olmasını istemektir. Belki narsistik veya duygusal açıdan sizi istismar eden ebeveynlere sahip olabilirsiniz ve aile içinde psikolojik olarak ayakta kalabilmek için çocukluğunuz onları memnun etmekle geçmiş olabilir. Hatta beynin çok daha derinlerinde başkalarının size öfkelenmesini veya size kızmasını önlemek için onları memnun etme düşüncesi yatıyor olabilir. İnsanları memnun etmek, empatinin kötüye kullanımından başka bir şey değildir. Oysa insanın her zaman bir başka seçim şansı daha var. “Olmalı” diye biten cümlelerden sıyrılın. Başkalarını memnun etmek için verdiğiniz çabanın size nelere mal olduğunu düşünün. Sınırlar koyun ve başkalarından gelen taleplere hayır demeyi öğrenin. Uzun süre stresten kurtulmak uğruna kısa süreli rahatsızlıkları kabul edin. Başkalarının ihtiyaçlarıyla kendi ihtiyaçlarınız arasında bir denge kurmayı ve kendi ihtiyaçlarınıza öncelik vermeyi öğrenin.

Kaynak : Uplifers



Kaynak :http://www.kendinigelistir.com/bu-aliskanliklarinizdan-vazgecmezseniz-ozguven-kazanamazsiniz/#ixzz4HUQZUppt





Anne babalar çocuğu özgüvenli yetiştirmek için neler yapabilir ?
* Çocuğun güçlü olduğu konularda büyüklerine yardımcı olmalarına izin verilmesi.
* Yaptığı işe çok fazla müdahale etmeyerek kendisine duyulan güvenin belli edilmesi.
* Onunla zaman geçirerek önemli olduğunun kanıtlanması.
* Onların düşünce ve inançlarının eleştirilmeden dinlenmesi.
* Potansiyellerini sınamaları için riske atılmalarının teşvik edilmesi.
* Yaptığı işlerle ilgili ona olumlu tepkiler verilmesi.
* Çocuğa yönelik eleştirilerin dolaysız, açık ve dürüst olması.
* Kendisini tanıması için sosyal etkinliklere (Resim, tiyatro, spor.... vb.) yönlendirilmesi.
* Karşılaştırma yapmaktan kaçınılması.
* Çocuğun sınırlarını göz önünde bulundurarak çok zor hedefler belirlememesine yardımcı olunması.
* Hedeflerine ulaşmada geçtikleri her aşama için teşvik edilmesi. (Daha uzun birlikte olmak, hafta sonu sinemaya birlikte gitmek, evde parti yapmasına izin vermek.....vb.)
* Onların hedeflerine saygı gösterilmesi.
* Olumsuz düşüncelerini bir kenara bırakarak kendileri adına olumlu şeyler söylemeleri için cesaretlendirilmesi.
* Düşüncelerinde genelleme yapmalarının engellenmesi. (Sınav konularının hiçbirini öğrenmemistik yerine Sınav konularının bazılarını öğrenmemiştik .... vb.)
* Düsüncelerindeki abartılı ifadelerin daha doğru ifadelere yöneltilmesine yardımcı olunması (Öğretmen beni hiç dinlemiyor yerine Soru sorduğumda bazen öğretmen beni dinlemiyor.....vb.)
* Sık sık konuşma fırsatı verilmesi ve düzenli aralıklarla çesitli konularda sohbetler edilmesi.
* Kültür farklılıkları,farklı insanlar ve durumlar hakkında tartısmalar yapılması.
* Beden dilinin önemi üzerinde durulması.
* Ev içinde ve dışında basarabileceği sorumluluklar verilmesi. (Sofrayı kurma, telefon faturasını yatırma, ufak tefek alısveris yapma.... vb.)
* Değişik yaş gruplarındaki insanların bulunduğu ortamlara girmesine fırsat yaratılması.
* Pozitif düşüncelerin paylaşılarak olumlu düşünme yeteneğinin gelistirilmesi.

Sonuç olarak ; Özgüven için başınızı kaldırıp biraz dik durmanız ve geleceğe güvenle pozitif bir şekilde bakmanız hayatınıza yeni bir ufuk kazandıracaktır.

Yazar: SELÇUK ARICI


                              



 



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret4719
Hava Durumu
Anlık
Yarın
9° 0°
Saat